Merhaba,
Derin ve rahat bir uyku çekmen için hazırlanmış bu ses kaydına hoş geldin.
Hadi uyumak istediğin yere güzelce yerleş.
İstersen birkaç derin nefes alıp ver ve verdiğin her nefes ağırlığını bir parça daha yatağa teslim et.
Bedenin uykuya nasıl geçeceğini hala hazırda zaten çok iyi biliyor.
Kendini bu bir yeleğe bırak ve Cüddit Marika Lieberman'dan bu güzel masala kulak ver.
Masalın adı Dilek Ağacı.
Yaşlı yolcu ormanda bütün gün doğru olduğunu tahmin ettiği yönde yürüyüp durmuştu.
Ama orman öylece uzayıp gidiyordu.
Ne bir ev ne de bir köy insanlara dair tek bir işaret bile yoktu hala.
Ve gece hızla yaklaşıyordu.
Geceyi ormanda geçirmesi gerekecekti.
Bu ne ilk ne de sondu aslında.
Bir köyden diğerine bir işten ötekine yollarda geçirdiği yıllar boyunca kaç gece ağaç göklerinin arasında kıvrılmıştı hatırlamıyordu bile.
Bu gecede farklı değildi.
Ağaçların altındaki toprağın yumuşaklığını yoklayarak kendine olabildiğince rahat bir yer yapmaya çalıştı.
Büyük bir ağacın insanı kucaklayan köklerine yerleşmekte karar kıldı.
Ağacın gövdesine yaslandı ve derin bir inilti çıkardı.
Yiyecek bir şeyler bulmak için çantasına baktı.
Geriye sadece bir parça ekmek ve yolda rastladığı son çiftlikte ona verdikleri elma kalmıştı.
Bir sonraki köyün ne kadar uzakta olduğunu bilseydi belki daha fazlasını isterdi.
Birdenbire kendini yaşlı,
Yalnız ve terk edilmiş hissetti.
Kendi kendine mırıldandı.
Üstünde gerçek bir yemek olan bir masa olsun ne çok isterdim.
Şöyle içimi ısıtacak,
Dumanı üstünde tüten güzel bir çorba,
Sıcak bir ateş,
Şu kalan dişlerimi acıtmayacak yumuşak bir beyaz ekmek.
Sonra şaşkın gözlerinin önünde birdenbire bir masa belirdi.
Üzerinde dumanı tüten koca bir kase balkabağ çorbası,
Bulutlardan daha yumuşak bir ekmek vardı.
Etrafı taşlarla çevrili bir ateş yanıyordu.
Bu lütfun nasıl gerçekleştiğini sorgulayamayacak kadar açtı.
Ellerini ateşte ısıtıp sofraya oturdu ve çorbayı höpür höpür içmeye başladı.
Tadı olağanüstüydü.
Yıllardır ağzına böyle güzel bir yemek koymamıştı.
Yediği yemek ona çocukluğundaki,
Hayatın daha basit,
Yemeğin daha bol olduğu günlerdeki yemekleri hatırlatmıştı.
Çocukluğunu hatırlayınca annesinin süt kremasından yaptığı muhallebi canı çekti.
Hala kendi kendine konuşuyordu.
En sevdiği yiyecekleri saymaya başlamıştı.
Bahçeden tatlı kış kabağı,
Ince gevrek tava ekmeği,
Ah annem bir de erik reçelinde vanilya eklerdi.
Ama asıl en sevdiğim pekancevizli turta.
Şimdi çikolataya bulanmış bir dilim turta için neler vermezdim.
Sonra beni yatağıma yatırırdı.
Kuş tüyü yastık,
Başımı tutan melekler gibiydi.
Ve beyaz çarşaflar öyle gıcır gıcır olurdu ki,
Üzerime yumuşacık inerken kat yerlerinin açılma seslerini duyardım.
Ve şaşkınlıktan dehşete düşmüş gözlerinin önünde sıraladığı her şey Mazhar'ın üzerinde bir bir beliriverdi.
Arkasını döndüğünde onu bekleyen küçük bir yatak gördü.
Hiçbir şeyi sorgulayamayacak kadar şaşkın bir halde tıka basa doyana kadar yedi ve beyaz çarşafların arasına girdi.
Gözlerini kaparken yorganı üzerine çeken yumuşak bir varlığı hissetti.
Adam aslında tesadüfen bir dilek ağacının altında oturduğunu bilmiyordu.
Ormanda,
Şehir ve kasabalarda diğer ağaçların arasına gizlenmiş böyle çok sayıda ağaç olduğu söylenirdi.
Ama kimse nerede veya kaç tane olduklarını bilmiyordu.
Dilek ağaçlarının kalbimizden geçeni anlama gücü vardı.
Adam yıllardır uyuduğu en tatlı uykuya dalacakken birdenbire içine bir korku kapladı.
Bir dakika ben bütün hayatım boyunca şanssız oldum.
Bu nasıl benim başıma gelebilir?
Bir hile olmalı.
Periler veya başka bir kötü ruh bana oyun oynuyor olmalı.
Ve uykuya daldığımda beni afiyetle yemesi için bir kaplan gönderecekler.
Ha evet bunu yapacaklarını biliyorum dedi.
Ve birdenbire ortaya bir kaplan çıkıp onu afiyetle yedi.
Dünya ormanında yürürken ne dilediğine dikkat et.
Ne zaman bir dilek ağacının altında oturduğunu asla bilemez.
İyi uykular.