Tecrübelerimizi yaşarken alışkanlık haline getirdiğimiz bir tavrımız var.
O tecrübeler esnasında farklı farklı duygular belirdiğinde kendini gösteriyor özellikle bu tavır.
Mesela üzüntü,
Mutluluk,
Neşeli olma hali,
Korkmak,
Öfke duymak gibi.
Şöyle oluyor,
Bu duygu hallerinde kendimizi bulduğumuzda,
O tecrübe esnasında bu duygular belirdiğinde yani,
Onları alıp kimliğimize mühürlüyoruz.
Kendimizle,
Benliğimizle özdeşleştirip kendimizi şöyle ifade ediyoruz.
Ben öfkeliyim,
Ben neşeliyim,
Mutluyum,
Korkuyorum.
Kullandığımız gündelik dilin yapısı bile maalesef bizden yana değil.
Farklı bir ifade şekli bulamıyoruz maalesef.
Oysa oradaki ben fazladır.
Aslında tecrübe ile beliren duyguya alışkanlıkla ekleriz o ben tanımını.
Mindfulness pratiklerinde tüm duyguları ince farklılıklarıyla ve bir bütünlük içinde hissetmeye açarız kendimizi.
O duygunun o haline tanıklık etmeyi pratik ederiz.
Tüm içeriğiyle ona bakmayı deneriz.
Oluşan o duygu ile kendimizi özdeşleştirmeden,
Içimizin en derinine o duyguyu almadan,
Kendimizi onunla tanımlamadan yani kişiselleştirmeden elbette.
Şüphesiz bunu yapmak kolay değildir ve mindfulness pratikleri de bunu kolaylaştırmak için buradadır.
Mesela açık mavi bir gökyüzü düşünelim.
Bulutlar hava şartlarına göre belirirler,
Değişirler ve kaybolurlar.
Duygu ve düşüncelerimiz içinde durum aynıdır.
Meditasyon pratiği esnasında o açık gökyüzü gibi düşünürüz zihnimizi.
Hissetmeye açık bir halde sadece bakarız.
Hiçbir duyguyu harici bırakmadan hepsini hissetmeye açık bir şekilde otururuz.
Ve onlarla kurduğumuz ilişki gökyüzünün bulutlarla kurduğu ilişki gibidir.
O duyguların tecrübe edilmelerine izin vererek orada otururuz.
Onlardan kaçmayız,
Kaçınmayız,
Saklanmayız,
Üstlerini örtmeye çalışmayız.
Şartlar değiştiğinde çözülüp kaybolacaklarına eriyip gideceklerine olan inancımız tam olarak orada sadece onlarla kalırız.
Hadi deneyelim.
Dik ve rahat bir pozisyon bul önce kendine.
Gözlerin güvenle ve nazikçe kapanıyor.
Göz çevreni,
Çeneni,
Omuzlarını gevşetiyorsun,
Özenle.
Karnın yumuşak ve rahat.
Bedeninin duruşunun farkındalığına giriyorsun.
Sadece oturduğunu bilerek buradasın.
Nefesine yöneliyor dikkatin.
Bu beden ve nefesin aslında hep ayrılmaz bir bütün.
Başından sonuna aldığın nefesi farkındalığına taşıdın ve verdiğin şu nefesin.
Eğer bedende bazı hisler belirginleşiyorsa ve dikkatini nefesinden uzaklaştırıyorsa,
O hisler,
O duyumlar,
O düşünceler her neyse farkındalığının merkezi olabilir.
Sıkışma,
Gerilme,
Baskı,
Titreşim.
Basit ve sade bir bakışla farkındalığına dahil etmeye niyetleniyorsun.
Ne oluyor ona böyle yakından baktığında?
Belirginleşiyor mu?
Artıyor ya da hafifliyor mu?
Aynı mı kalıyor?
Ve artık eğer belirginliğini kaybediyorsa,
Yeniden nefes alan bedenine dönebilirsin.
Bazen de düşüncelerin ya da duyguların zihinde ön plana çıktığını görürsün.
Ya da belli bir düşünce vardır seni peşinden dolaştıran ve bir duyguyu tetikleyebilir o düşünce.
Üzüntü,
Kırgınlık,
Kızgınlık ya da neşe ya da memnuniyet veren bir his olabilir.
Her neyse onu hissetmeye,
Açık olmayı deniyorsun.
Farkındalığının merkezinde o var şimdi.
Kızgınlık nasıl bir his olarak beliriyor sende?
Neşe nasıl bir his olarak gösteriyor kendini?
Kırgınlık nasıl gösteriyor kendini?
Bedeninde nasıl buluyorsun bu duyguyu?
Açıklıkla bakınıyorsun,
Tam yerini arıyorsun duygunun düşüncenin.
Göğüste sıkışma olarak mı hissettiriyor kendini?
En fazla nerede?
Ya da çenede bir kasılma olarak mı?
Belki üst bedende bir hafifleme.
Çok yoğun bir duygu varsa onun bedendeki yerini merakla bulmaya çalışıyorsun önce.
Eğer duygu devam ediyorsa zihinde kendini nasıl gösterdiğini anlamaya çalışıyorsun.
Ne gibi düşünceler beliriyor bu duyguya bağlı olarak?
Ve bazen de zihinden yumuşak bir tespit yapmak,
Bir belirleme yapmak yardımcı oluyor.
Sanki bir dosyayı ait olduğu etiketin çekmecesine yerleştirir gibi.
Hissettiğin her neyse ona adını koymak.
Kızgınlık,
Üzüntü,
Keyif.
Bir duygunun bedende ya da zihinde belirginleştiğini fark edip,
Ona yumuşak bir tanım verip,
Etiketleyip,
Nasıl belirip şartlar değişince de nasıl değişip kaybolup gittiğini görüp ve artık o duygunun öne çıkan,
Belirgin hali ortadan kalktığında yeniden nefes alan bedenine geri dönüyorsun.
O nefesi hissetmek ve artık farkındalığının merkezine onu davet etmek üzere.
Hazır olduğunda gözlerini açabilirsin.
Şu canlandırma kendindeki bu duyguları fark etmen ve baş etmenle ilgili yardımcı olabilir.
Bir çocuğu düşünelim,
Korku hisseden,
Ağlayan.
Elbette onu yargılamadan ya da hissettiğinin yanlış,
Yersiz olduğuna dair bir şey söylemeden ona yaklaşırız.
İçinde bulunduğu duyguyu ifade etmesine yardımcı olmaya çalışır.
Onu anlamak için çabalarız.
Aynı anlayışı ve hoşgörüyü kendimize yönlendirmeye başlıyoruz.
Nazikçe ve açıklıkla duygumuza,
Hissimize yer açıyoruz.
Bunların olağan hisler olduğunu kendimize tekrar tekrar hatırlatıyoruz.