
Neden Simdi Ile Anlasamiyorum?
Neden hep gecmiste ya da gelecekte zihnimiz? Anda kalmamizi engelleyen dusuncelerimizle nasil basa cikariz ve icinde bulundugumuz anin tadini nasil daha fazla cikaririz sorularinin cevaplari ve yontemleri.
Transcript
MUTLU ZİHİN,
MUTLU HAYATA HOŞGELDİNİZ.
Ben Emine Yeşilçımen.
Bireysel ve kurumsal alanda farkındalık,
Orijinal terimiyle Mindfulness ve Meditasyonu etmenin.
Hayatınıza azıcık daha fazla mutluluk tohumları ekmeye ve stresinizi azaltmaya bir nebze katkım olabilir belki diye okuduğum,
Öğrendiğim,
Öğrettiğim,
Tecrübe ettiğim farkındalık ve basit psikoloji ile alakalı bilgileri burada sizlerle paylaşıyor olacağım.
Bunlar aklımı kurcalayan sorulardan biri.
Neden anda kalmak bu kadar zor?
Neden aklımız çoktan yaşanmış bitmiş şeylerin ya da hiçbir zaman gerçekleşmeyecek senaryoların isiri oluyor?
Ve madem mutluluk anda kalmaktan geçiyorsa,
Anı yaşamaktan bizi alıkoyan ne?
Gelin bunlara beraber bakalım.
Birincisi,
Beynimiz otomatik olarak bir şeyleri etiketlemeye ve yargılamaya meyilli.
Bu iç dünyamız,
Karşılaştığımız insanlar,
Durumlar,
Her şey dahil.
Aklımızdan geçenleri bir durup gözlemlediğimizde aslında birçok şeyin istemeden de olsa bir şekilde etiketlediğimizi fark ederiz.
Ve haliyle bu etiketler sonucunda oluşan yargılarımıza göre tepki veriyoruz.
Mesela bazı insanlar,
Mekanlar ya da yaşadığımız deneyimler iyi etiket altında çünkü zamanında bir şekilde olumlu tecrübemiz oldu bunlarla.
Ama bazıları maalesef kara listede çünkü ya yaşadığımız üzücü bir tecrübeyle ilintili ya da hoşlanmadığımız birini,
Bir şeyi hatırlatıyor bize.
Ama hayatımızda ne kadar nütub şey var diye sorsak,
Çok da fazla değil.
Çünkü dikkatimizi verecek kadar değerli görmüyoruz onları.
Örneğin,
Vaktinde anneniz size zorla beyin yedirdi ise,
Benimki beyin yersem üstün zekalı olacağıma dair bir düşünceye sahip olduğunda,
Aklım erene kadar zorla haşlanmış beyin yedirdi bana.
Ama gel gör ki gayet normal bir insan evladı olarak hayatıma devam ediyorum.
Henüz dünyayı kurtaracak bir yöntem geliştirmiş değilim.
Neyse,
Beyin diyorduk.
Anneniz size zorla beyin yedirdi ise,
Bir süre sonra masada beyin gördüğünüzde tiksinirsiniz.
O artık sizin kara listenizdedir.
Gittiğiniz restoranda menide beyin görünce bir suratınız ekşir ya da tüyleriniz diken diken olur.
Halbuki alt tarafı bir organ parçası.
Ne kadar zarara dokunmuş olabilir ki sana?
Ama bunun gibi birçok tecrübemiz gerek insanlar gerekse olaylar hakkında zihnimizi domine ediyor ve farkında olmadan yerli yersiz tepki vermemize ya da olayları objektif şekilde değerlendiremememize yol açıyor.
Yok ya o kadar da değil diyenler varsa,
Geniçinde bir kendinizi gözlemleyin.
Kaç kere birini gördüğünüzde ilk düşündüğünüz şey elbisesi,
Ayakkabıları ya da bir bina gördüğünüzde yolda giderken bu da buraya hiç olmamış dediğiniz veya biri terfiye aldığında torpili vardı öyle aldı o pozisyonu dediğiniz şeyleri aklınızdan geçenleri bir sayın bence.
Böyle irili ufaklığı insanlarla,
Objelerle,
Olaylarla ilgili kısacası hemen hemen her şeyle alakalı önyargılarımız var ve bu önyargılarımız hayatımıza nüfus etmiş durumda.
Anda kalmanın gerektirdiği ilk şeylerden biri otomatik yargılarımızın farkına varmak.
Ki bizi farkında olmadan stresi sokan ya da bir şekilde engelleyen önyargılarımızdan kurtulabilelim.
O yüzden tecrübelerimize ve çevremizdekilere objektif olarak bakmak önemli.
Geçen gün çok güzel bir olaya şahit oldum mesela.
Ben Dublin'de yaşıyorum,
İrlanda'da.
Burada çok fazla evsiz insan var.
Özellikle şehir merkezinde.
Birkaç bir şey almak için şarküteriye girerken önümden evsiz,
Dilenci bir kadın girdi.
Çalışanlara selam verdi,
Alacaklarını seçti.
Seçerken de çalışanlarla çok güzel sohbet etti.
Aldıklarının parasını ödedi ve çıktı.
Burada dikkatimi çeken şey şu oldu.
Dünyanın birçok yerinde üstü başı dökülen,
Zar zor konuşan bir dilenci ya da evsiz bir mekana girdiğinde dükkan sahibi genelde ne işin var burada diye bir şekilde iteler,
Kakalar ya da konuşmasına fırsat vermeden kapı dışarı eder.
Ama o adam içeri giren insana sadece insan olduğu için yaklaştı.
Üstüne,
Başına,
Tipini,
Konuşmasına ya da parasına göre yargılamadı.
İşine baktı ve çok da güzel davrandı kadına.
Bence bu,
Yargılarından kurtulmuş koca yürekli bir insan örneği.
Keşke hepimiz bu noktaya gelebilsek.
Tabii o adam nasıl böyle nötr bir tavır edindi insanlara karşı orasını bilmiyorum.
Ama meditasyonun yargılama ve etiketleme tavrını azaltmaya yardımcı olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış.
Çünkü en basitinden meditasyon esnasında da en çok karşılaştığımız şeylerden biri tecrübemizi yargılamak.
Genelde hiçbir şey yapmadan sadece nefes al deyince aklımıza şunlar geliyor.
Ne yani,
Öyle duracak mıyım?
Yok,
Sıkılıyorum ben.
Ay yok,
Işe yaramıyor.
Bak,
Dikkatim dağılıyor.
Odaklanamıyorum gibi böyle cümleler sarf ediyoruz ve bunların hepsi yargılama.
Tabii ki bunları aklımızdan kovup sadece nefes alın demiyorum.
Ama bir nevi yargılama olduğunun bilincine varıp,
Ana geri dönüp kendinizi gözlemlemeyi öğreniyoruz.
Ve zamanla bu da hayatımıza yansıyıp objektif bir bakış açısına sahip olmamıza katkı sağlıyor.
Böyle deyince nasıl da kolay.
İşte burada da hayatımızda en çok ihtiyacımız olan ama birçoğumuzun çok az uygulayabildiği sabır devreye giriyor.
Sabır,
Olgunluğun en önemli kavramlarından biri.
Sanırım bu işlere başladığımda en çok zorlandığım ama en çok da faydasını gördüğüm konulardan biri bu.
Dünyada tez canlı insanlara madalya verselerdi eğer,
Kesin altın madalya alırdım.
O kadar eminim ki buna.
Yanlış anlaşılmasın,
Şu anda bir saboteşi değilim tabii ki.
Ama en azından her şeyin kendine ait bir zamanı olduğu ve bir şeyleri akışına bıraktığında gerçekten de dönüp dolaşıp doğru yolu bulduğunun farkına vardım diye.
Bir şeyleri zorlama,
Kelebeğin kozasını kırıp zorla çıkarmak gibi.
Sonra ne o kelebek uçabilir ne de sen umduğunu bulabilirsin.
Halbuki kendi haline bıraksan o zaten zamanı gelince olgunlaşıp kozasından çıkacak ve uçacak.
Biz de kelebek gibiyiz aslında.
Kendimize,
Bedenimize,
Zihnimize sabırla yaklaştığımız zaman daha fazla olgunlaşıp hayatımıza çok daha fazla güzellik katıyoruz.
Bu benzetme birazcık romantik oldu ama neyse.
Demem o ki anda kalmamızı engelleyen diğer bir şey de sabırsızlık.
Normalde bunların hiçbiri bilmediğimiz ya da duymadığımız şeyler değil.
Bir şekilde bir yerlerde ya okuyoruz ya da dinliyoruz.
Ama bir şeyleri bilmek de bir nevi körlük oluşturuyor aslında.
O yüzden tecrübe ettiğimiz her anı sanki ilk defa deneyimliyor gibi yaklaşma bize daha objektif bir bakış açısı katmaya yardımcı oluyor.
Bu her şey olabilir.
Mesela içtiğiniz kahveyi sanki ilk kez içiyormuş gibi tadını,
Kokusunu,
Sıcaklığını hissetmek ya da yolda yürürken etrafınıza dikkatlice bakmak.
Mesela bu da dikkatinizi ağına getirmekte çok yardımcı ve kolay bir örnek.
Kendimden yola çıkacağım.
Davrine 3 sene önce taşındım.
Ve işe giderken yürüdüğüm sokakları arada bir değiştirsem de yine de hep aynı yollardan geçiyorum.
Ama her seferinde kafamı kaldırıp binalara,
Ağaçlara,
Dükkanlara,
Her şeye dikkatlice bakıyorum.
Ve inanır mısınız her seferinde yeni bir şey keşfediyorum.
Mesela o heykel o 100 yıllık binanın üzerinde hep vardı ama ben daha geçen gün fark ettim.
Ya da haritada gördüğüm bir pilates okulu.
Aa bu burada mıymış diyorum gibi.
İnsanlar da o kadar alışmamış ki kafasını kaldırıp etrafına bakan birilerini görmeye.
Bir keresinde biri beni durdurup turist misin yolunu mu kaybettin diye sordu.
Ben şok.
Neyse sonuç olarak etrafınızdakileri ilk defa görüyormuş gibi gözlemleme egzersizleri dikkatinizi toplayıp ana odaklanmak için birebir tavsiye ederim.
Bunun dışında bir de genelde bir şeyleri yanlış yapıyorum kaygısı var içimizde.
Eksik yaptım,
Anlamadım,
Beceremedim diye kendimize bir şekilde güvenmiyoruz.
Halbuki her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
Ama biz tamamen kendimiz olmayı bilmiyoruz ya da istemiyoruz.
İşte bu da belki kendimize güvenmediğimiz için.
Başka birisi ya da başka bir şey olmayı nedense daha iyi zannediyoruz.
Halbuki özgün bir kişiliğe,
Özgün bir ruha sahip olmak gibisi var mı?
Özgünlük de bence kendimizi dinleyip,
Kabullenip,
Tecrübe ettiğimiz ve öğrendiklerimizle şekillenecek bir olgu.
Kendimiz olma sorumluluğunu üstlenmek ve olduğumuz insana güvenmeyi öğrenmek de ayrı bir meziye ve maalesef bu da susmayan bir zihinle pek mümkün olmuyor.
Çok sevdiğim bir İtalyan terimi var.
Hiçbir şey yapmamanın güzelliği.
Çünkü hiçbir şey yapmamanın karşılığı tembellik değil esasen.
Bu felsefeyle anlatılmak istenen dingin yaşama sanatı.
Hiçbir şey yapmaman ruhunu ve bedenini telaştan,
Stresten arındırmak ve dinlendirmek demek.
Bence İtalyanların uzun ve sağlıklı yaşama sebeplerinden biri de bu.
Kafa rahat çünkü.
Tabii biz ne kadar uygulayabiliyoruz orası tartışılır.
Normalde yaptığımız her şeyin bir amacı var.
Bir şekilde hep olduğumuzdan daha farklı bir yere varma ya da biz de olmayan bir şeyi elde etme çabasındayız.
İlk çalışmaya başladığım yıllarda şöyle bir düzen oluşturmuştum kendime.
Akşam işten gelince spor yap,
Yemek ye,
Dizi izle,
İspanyolca çalış,
Kitap oku,
Haftanın belirli günleri gönüllü aktivitelere katıl vs.
Derken sürekli aktif olma telaşı halindeydim.
Çünkü hiçbir şey yapmadan durmak benim için o kadar sıkıcıydı ki ve bir nevi tembellikti.
Vaktimi boşa harcamış bir işe yaramıyormuş gibi hissediyordum.
Halbuki sürekli bir koşuşturma içinde olduğumda ne beynimi ne de vücudumu dinlendirmeye vaktim kalıyordu.
Sürekli yorgundum sadece fiziksel değil mental olarak da yorgundum ki bu daha fena aslında.
Bir gün çok yakın bir arkadaşım dedi ki Emine bazen hiçbir şey yapmadan da kendine baş başa kalman lazım biliyorsun değil mi?
Sürekli bir şeyler öğrenip faydalı bir şey yapmak zorunda değilsin.
Orada bir ampul yandı bende.
O kadar haklıydı ki şöyle bir düşündüğümde ne sandığım kadar kendime ne de çevreme faydam vardı.
Çünkü aslında faydalı bir şey yapmak,
Bir şeyler üretmek hep zihnin sakin olduğu zamanlarda ortaya çıkıyor.
Tabii benim bunu sindirip hayatıma uygulamam.
Mindfulness ile tanışıp baya bir haşır neşir olduktan sonra tam yerine oturdu.
Orası ayrı.
Bu o kadar işlemiş ki içimize meditasyon yaparken bile Eee ne oldu?
Bir şey değişmedi.
Kafamdan aşağı ışık hüzmesi inmedi diye yaklaşıp sonra da işe yaramıyor diye bırakıyoruz.
Zaten amaç da bu.
Kendin olmak dışında bir şey yapmana gerek yok.
Tabii bu baya ironik bir durum.
Çünkü günün sonunda meditasyon yapmamızın ya da farkındalığı hayatımıza davet etmemizin sebebi stresimizi azaltmak.
Ya da dinginliğe kavuşmak.
Ama o da akışına bıraktığımızda kendiliğinden gelecek zaten.
Akışına bırakmak.
Yine söylemesi kolay ama uygulaması en zor konulardan biri.
İşte ilişkilerde,
Kendi içimizde hep bir şeylere istediğimiz gibi olmaya zorluyoruz aslında.
Öyle değilse de bir şekilde inkar ediyoruz.
Bir şeylerin hep olması gerektiği gibi kalıbı var aklımızda.
Vücudumuz,
Kilomuz,
Başarımız,
Maaşımız,
Sevgilimiz ya da ailemiz hep olması gerektiği gibi çerçevesi içinde.
Olduğu gibi kabullenmek istemiyoruz hiçbir şeyi.
Aslında bunlar da çevremizin de etkisiyle tabii bizim oluşturduğumuz kalıplar.
Bir nevi yargılar.
Hayatımızdaki şeyler bu olması gerektiği gibi çerçevesine mükemmel bir şekilde yerleşmediğinde de kendi kendimizi yiyip bitiriyoruz ve mutsuz oluyoruz.
Ne kadar büyük bir enerji kaybı aslında.
Halbuki olduğu gibi kabul etmeyi öğrensek olayları,
Insanları ve en önemlisi de kendimizi her şey daha da kolaylaşacak.
Vaktinde zihnim sağ olsun asla susmayı beceremediği ve bir şeylere hep takılı kaldığı için kendime şöyle bir yöntem geliştirmiştim.
Emine,
Tamam durum ne?
Mesela birisiyle tartıştım.
O bana bunu dedi,
Şöyle yaptı.
Aslında ben haklıyım ama kendimi ifade edemedim gibi aklımdan geçenleri böyle bir düşünüyorum.
Sonra tamam peki ama saatlerce bunu düşünerek değiştirebilir misin?
Maalesef hayır.
Bu kadar takılıp kalınca eline ne geçiyor peki?
Stres.
O zaman bir dur.
Gel seni rahatlatacak daha güzel bir şey bulalım.
Diye diye kendimi böyle terkin etmeye başladım.
Sonradan fark ettim ki bu anda kalmanın en güzel uygulamalarından biriymiş.
Çünkü bir şeylere takılı kalmanın hiçbir faydası yok.
Tersine zararı var.
Onu akışına bırakıp beynine bir rahat versen en azından sakin kafayla çözüm bulabilirsin.
Bir şekilde düzeltebilirsin ama öbür türlü sürekli kendimizi dolduruşa getiriyoruz.
Sonra da mutsuzluk endüstrisini besleyen insancıklar halinde mutluluğu başka yerlerde arıyoruz.
Mindfulness kavramını batı dünyasına taşıyan ve günümüze gelmesini sağlayan Amerikalı profesör John Kabatze'nin kitabında çok güzel bir örnek var.
Hindistan'da maymun yakalamak için Hindistan cevizi içine muz koyup maymunun sadece ili açıkken geçecek kadar bir delik açıp ağaca sabitliyorlarmış.
Maymun elini sokuyor,
Muzu alıyor ama haliyle delik bir yumruk geçecek kadar büyük değil.
O yüzden çıkaramıyor ve uğraşmak zorunda kalıyor.
Aslında muzu bırakıp gitse avlanmayacak ama birçoğu muzu zorla çıkartmaya çalıştığı için yakalanıyor maalesef.
Zihnimiz de böyle düşüncelerimizin esiri oluyor diyor John Kabatze.
Şöyle bir düşününce ne kadar da doğru aslında.
O yüzden bazı şeyleri kendi haline bırakmak kendimize yapabileceğimiz en büyük iyiliklerden biri.
Sonra geceleri yatakta uyumak yerine düşünürken buluyoruz kendimizi.
İstediğin kadar uyumaya zorla kendini,
Faydasız hatta daha kötü sonra da uyuyamadığın için geriliyorsun.
Sonra da ertesi gün sabahın köründe kalkıp işe ya da okula giderken zon gibi dalaşıyorsun ortalıkta.
Bununla da ilgili bir hikayem var tabi ki.
Aslında şöyle bir düşündüm de.
.
.
Bu hikayelerimi bir yerde toplasam mı ben?
Belki bir gün Storyteller falan olurum.
Neyse.
.
.
Bir gün kız kıza tatile gittik.
Uyku vakti,
Hepimiz yatağa girdik haliyle.
Ben pıt diye dalıp gittim.
Arkadaşım konuşuyor da konuşuyor.
Bir ara uyandım.
Ne diyorsun?
Dalmışım dedim.
Şöyle bir tepki geldi.
Oha ya!
Hiç mi düşünecek bir şeyin yok,
Derdin tasan yok senin?
Başını yastığa koymanla uykuya dalman bir oldu.
Diye bir azarladı beni.
Kendimi kötü hissettim resmen.
Ama tabi çok uzun sürmedi.
He he dedim yine daldım uykuya.
Tabi ki benim de her normal insan gibi derdim,
Tasam,
Heyecanım,
Düşünecek bir sürü şeyim var.
Ama kimse kusura bakmasın.
Her dakika beynimi onlarla meşgul edemem.
Hele uykudan önce asla.
Vücut yaşı ilerliyor zaten tık tık.
Bu hücrelerin yenilenmesi lazım.
Şaka bir yana anda kalmak mental olduğu kadar fiziksel sağlığımız için de çok önemli.
Günün sonunda hepsi bir bütün zaten.
Mesela bazılarımız da doğuştan zen felsefesiyle yaşıyor hayatlarını.
Onlara saygım sonsuz.
Bilmiyorum nasıl yapıyorlar.
Ama benim gibi bunu sonradan öğrenip hayatına uygulamak isteyenler için meditasyon ilk adımlardan biri.
Herkes meditasyon yapacak demiyorum tabi ki de.
Öyle bir iddiam yok.
Sadece özellikle Mindfulness meditasyonları kendimi gözlemleme,
Farkına varıp kabullenme ve akışına bırakma mantığı üzerine kurulu olduğu için bizi bu konuda destekliyor.
Ama bu zorlayarak olacak bir şey kesinlikle değil.
Gerçekten istekli ve motive olmanız lazım bir meditasyon üzerine oluşturabilmeniz için.
Tabi bir tutam da disiplin gerek.
Mesela koşanlar bilir eğer bir yarışa katılacaksanız belli bir hedefiniz de varsa düzenli olarak antrenman yapmanız lazım.
Ay bugün canım istemedi.
Yağmur yağıyor vaktim yok diye düşünmezsiniz.
Kendinize oluşturduğunuz disiplini bir antrenman planı vardır.
Ona göre bir şekilde şartları elverişli hale getirirsiniz.
Ve hedefinize ulaşana kadar da düzenli antrenmanını yaparsınız.
Meditasyon pratiği için de aynısı geçerli aslında.
En sık karşılaştığım argümanlardan biri zaman kısıtlığı.
Ki çok da haklı bir serzeniş aslında.
Lakin hiçbirimizin hayatında yapmak istediğimiz ekstra aktiviteler için büyülü bir şekilde zaman belirmeyecek.
Teknoloji şimdilik günü 25 saat yapacak bir güce de sahip değil.
O yüzden kendimizi önceliklerimize göre ayarlamamız lazım.
Ve ufak ufak başlamak en iyisi.
Mesela ilk başta oturup 20 dakika meditasyon yapmak yerine 5 dakika,
3 dakika hatta 1 dakika neyse günün belli bir saatinde en kolayından nefes egzersizi rutini oluşturabilirsiniz.
Mesela ben tam bir sabah insanıyım.
Böyle sabahın sessizliğinde kendi kendime oturmayı çok seviyorum.
O yüzden de genelde sabahları meditasyon yapıyorum.
Ya yatağımın içinde ya da kendime ait bir meditasyon köşem var salonda.
Oraya gidip sabahları birkaç dakika dinlenmek,
Böyle kendimi dinlemek bana çok iyi geliyor.
Güne dinginlikte başladığım için geri kalanı da daha sakin geçiyor ve odaklanmamı kolaylaştırıyor.
Birkaç kere böyle yataktan hızlıca fırlayıp telaş içinde hazırlanıp işe gitmek zorunda kaldım koştur koştur.
Bütün günüm kakafoni halinde geçti.
Hiç benlik değil.
Ama tabi bu herkes için aynı olacak değil.
Birçok insanın da sabahları afyonun uzun bir süre patlamıyor.
O yüzden kendinize ait doğru zamanı yine siz belirleyeceksiniz.
Zaten düzleriniz oturduğunda ve faydasını gördüğünüzde o disiplin kendiliğinden geliyor bir şekilde.
Nefes egzersizi demişken ben de ilk meditasyon tecrübeme nefes egzersizleriyle başladım.
Hayatımın o kadar sensasyonlu bir döneminden geçiyordum ki sürekli gerginim.
Böyle ateş topu gibi geziyorum ortalıkta.
Duvarlar üstüme üstüme geliyor.
Kalbim sıkışıyor.
Hatta öfke krizlerine kadar vardı bu durum.
O noktada dedim sen bir dur Allah aşkına ya.
Çünkü kendimin o hallerinden de iyice tiksinmeye başladım.
Ve dönüp dolaşıp kendimi aynı yerde buluyorum.
Daha da çok geriliyorum.
Dedim ki Emine sen kendine yardım edemezsen hiç kimse edemez.
Bir yerden başlaman lazım.
Bu konuda tecrübeli bir arkadaşım nefes meditasyonuyla başlamamı önermişti o zaman.
Normalde olsa nefes alınca bunlar nasıl geçecek ya der çok da ciddiye almazdım muhtemelen.
Ama o kadar dipteydim ki bana yardımcı olacak ne varsa denemeyi açıktım.
İyi ki de denemişim.
İlk deneyimime göre beklentimin üzerinde etkisi olmuştu.
O yüzden sadece meditasyon yaparken değil,
Böyle toplantılarda,
Toplu taşımada,
Sinemada,
Mail okurken,
Uçakta derin derin nefesler alıyordum sürekli.
Ki hala yapıyorum.
Baya şaşırmıştım nasıl olabiliyor diye.
Tabii ki durmayıp araştırdım.
Bu kısım biraz karışık.
O yüzden çok detaya girmemeye çalışarak özet geçeceğim elimden geldiğince.
Bu kısım biraz karışık.
Biraz karışık.
O yüzden çok detaya girmemeye çalışarak özet geçeceğim elimden geldiğince.
Otonom sinir sistemi,
Vücudumuzdaki yaşamsal yani organ fonksiyonlarının kontrolünden sorunlu bölüm.
Kalp atış hızı,
Sindirim,
Solunum,
Tükürük salgısı ve terleme gibi.
Otomatik olarak beyin sapı ve omurilik tarafından yönetiliyor.
Kendi içinde de ikiye ayrılıyor.
Birincisi sempatik sinir sistemi.
Bu stresli durumlarda kaç ya da savaş dürtüsü veren ya da üzgün,
Sinirli,
Endişeli veya gergin olduğumuzda aktif olan taraf.
Ani ve hızlı tepki vermemiz gerektiğinde bu sempatik sinir sistemi devreye giriyor.
Mesela trafikte biri önümüzü kırdığında,
Müdürümüz bize haksızlık yaptığında ya da acı haber aldığımızda bu sistem hep devrede.
Birincisi de onun kardeşi parasempatik sinir sistemi.
Yani enerjimizi muhafaza ettiğimiz,
Dinlenme-sindir moduna geçtiğimizde devreye giren sistem.
Genelde rahat,
Mutlu ve dingin olduğumuzda aktif oluyor.
Plajda birbirinizi yudumlarken,
Sevdiklerinizle vakit geçirirken,
Kısacası dolce far niyente anlarında.
Bu ikisini bir arabanın gaz ve fren pedalı gibi düşünün.
Hayatımıza sağlıklı bir şekilde devam edebilmemiz için her daim dengede olması gerekiyor.
Lakin günümüzde yüksek stresle yaşadığımız iş ortamı,
Hayat gailesi,
Insan ilişkileri derken genel anlamda gergin olduğumuzda bu denge bozuluyor.
Amerikalı Prof.
Dr.
Rick Hansen araştırmaları sonucu bilinçli olarak nefesimizi yönettiğimizde,
Otonom sinir sistemimizi kontrol altına alıp,
Rahatlama moduna geçebileceğimizi yani parasempatik sinir sistemimizi bilinçli olarak aktif edebileceğimizi söylüyor.
Bu konuda birçok araştırma var.
Benim gibi detaylı okumayı sevenler varsa Rick Hansen'ın Wise Brain Bluetin serisindeki çalışmalarına göz atabilirler.
Burada çok detay verip sizi sıkmak istemiyorum.
Ama uzun lafın kısası nefesin etkilerini göz ağırda etmeyin.
Sonuçta doğduğumuz andan hayata gözlerimizi yumduğumuz ana kadar nefes alarak hayatta kalıyoruz.
İçimizdeki cevherin farkına varalım değil mi?
Bu bölümün sonunda nefesle ilgili yönelendirmeli meditasyon paylaşıyor olacağım.
Gerek benim gerekse başka meditasyonlardan gün aşırı deneyip birkaç haftalık sürede kendinizdeki değişimi gözlemleyebilirsiniz.
Şimdilik benden bu kadar.
Sevgiyle kalın.
4.2 (6)
Recent Reviews
Erdem
October 16, 2020
Akıcı ve faydalı teşekkür ederim. Bu arada sendeki beyin travması, bende karpuz biçiminde :).
